Ana Sayfa / Haberler / Soner Arıca'nın derin hüznü!
Soner Arıca'nın derin hüznü!

Soner Arıca'nın derin hüznü!

‘Başka İklimin Çiçekleri’ albümünün üçüncü klibini ‘Razıydım’ adlı parçasına çeken Soner Arıca “Benimle beraber yürüyen derin bir hüzün var” diyor…
Bugünlerde neler yapıyorsunuz yeni bir proje var mı?
Maltepe’de ‘Nanna Restaurant’ta, yedi yıldır sahne alıyorum, rekora doğru gidiyoruz. Benim albümlerimde hep slow şarkılarım ön plana çıkıyor ama burada tamamen eğlenceye dayalı bir konseptimiz var. Hep hayalimdi akustik band’le biraz daha sohbet eder gibi şarkı söylemek. Ona başladık şimdi iki haftada bir ‘Kat 54’te sahne alıyoruz. Başka şehirlere de taşıyacağız çünkü biraz daha teatral bir konsept. Sadece kendi şarkılarımı söylemiyorum. Alaturka, arabesk, türkü, pop gibi bir sürü şarkıyı belli bir mantıkta birbirine bağlayarak yorumluyorum. Bir aşk hikâyesi çıkarıyorum. ‘Başka İklimin Çiçekleri’ albümünden ‘Razıydım’ parçasına klip çektik. Çok güzel tepkiler alıyorum. Albüm yeni çıkmış gibi hissediyorum. Çok mutluyum birkaç gündür, ayaklarım havada yürüyorum.   

Müzikten önce modellik ve oyunculuk yapmışsınız. Müziğe nasıl başladınız?
Müzik insanın hayatında çok sonradan olabilecek bir şey değil. Onunla doğuyorsun, kendini öyle tanıyorsun. Benim kendimi ifade ediş kanalım kesinlikle müzikle oldu. Bir gün bunun kariyer olarak yapılması gerektiğini düşündüm. 1992’in sonunda da ilk albümüm çıktı. 20 yıl olmuş.

Magazin basınında yer almamayı nasıl başarıyorsunuz?
Magazin dünyasının çok yoğun ve yorucu bir performans olduğunu düşünüyorum. Buna değer mi diye bakıyorum açıkçası. Birilerini eleştirmek için de söylemiyorum. Sürekli ekranda gördüğüm popüler isimlerle ilgili şey düşünüyorum; “Pijamasını giyip hiç DVD izliyor mu acaba?” Mesela çok isterdim, şarkılarımı söyleyip, televizyona hiç çıkmamayı. Tabii ki magazin dünyası birçok şeyi kolaylaştırıyor, fakat benim böyle bir gücüm yok. Yani onlar rol yapıyorlar demiyorum, ama bende rol gibi durur.  

Size neler şarkı yazdırır?
Dış dünyaya böyle konuşamadığım şeyler (gülüyor). Asla da konuşamayacaklarım. Konuşamamaktan kastım, utanmam ya da sakıncalı şeyler söyleyeceğimden değil. Anlaşılamamaktan korkuyorum. Şarkılarımdan isteyen istediğini alsın. Cımbızla istediğini çeksin. Bazen o anda farkında olamıyorum ama şarkı bittiğinde bakıyorum içindeki bir cümle tamamen beni anlatmış…  

İlham hep var zaten gelmiyor…
Bana ‘ilham geldi’ gibi şeyler hiç olmuyor; hep var zaten. Ne zaman benimle değil? Arkadaşlarım bana, “Hayatı kaçırıyorsun, biraz dışında mı duruyorsun” dediklerinde, hayata karışmaya meylediyorum. İşte o kopuşlarda, ilham da uyuyor, dinleniyor. Öyle de bir an geliyor ki ben uyumaya hazırlanırken, o uyumuyor, içimi buruyor… Böyle bir ırmak gibi sürekli içimden akıyor.

Kendinizi biraz anlatır mısınız?
Günlük hayata adaptasyon sorunum var benim. Kendimle alakalı değil sadece tüm dünyayla alakalı… ‘Yaşam bir film ben de rolümü oynuyorum’ gibi düşünüyorum. Ama bu filmin yönetmeni ben olmak istiyorum. Hayatımın yönetmeni olamadığım anlarda çatışmalar başlıyor.  Mesela yüzde yüz mutluluğa inanmıyorum. Mutluluk  geçici. Başka hayata ertelediğim şeyler var. Bir şey hissediyorum ve kendime; “Bunu yaparsan şu böyle etkilenecek. Buna hakkım var mı?” diye düşünüyorum. Ee bu da egolarımı törpülüyor. İyi bir şey bana zararı yok. Ama içimde benimle  yürüyen derin bir hüzün var.

Peki, ilerde vazgeçtiğiniz şeyler yüzünden keşkeleriniz olursa?
Keşke demeyeceğim. Çünkü herkesin bir hikâyesi var. Senin hikâyen bir başkasının hikâyesini etkileyeceği için ben bu serüvenden olabildiğince kimseyi üzmeyip, hırpalamadan çıkmak, başkalarının hayatına katkı sağlamak istiyorum. Mükemmel biri değilim, olmaya da çalışmıyorum, ama çabam bu yönde. Kararlarımı kalbimle alıyorum. Dolayısıyla keşke diyeceğimi sanmıyorum. 

“Hayat bir filmse ben de yönetmeni olmalıyım” diyorsunuz. Kendinize nasıl bir rol verdiniz?
Hayatın içinde savruluyor gibi görünse de savrulmayan, iyi izler bırakmak isteyen bir adam. Başkalarının hayatına dokunmak isteyen bir rol. Başrolünde miyim? İşte ondan çok emin değilim. Bazen başrol oluyorum bazen karakter. Hiç müdahale etmek istemediğim olumsuz şeyler oldu. Hani o kadar anlayamadığım bir davranışla karşılaştım. İşte o anlarda da figürandım.

Bir röportajınızda, “Yazı, benim son durağım” demişsiniz. ‘Belki de Hiç Unutmadım’ adlı bir kitabınız var. İkincisi gelecek mi?
Olacak… Yazı yazmak çok ilginç bir durum; tamamen kendi başına yaptığın, kendini daha yaratıcı hissettiğin bir dünya, başka bir ruh durumu o yüzden yazmaya devam edeceğim… Bir çocuğa yazdığım mektuplardan oluşan bir kitap yazıyorum. Sordun ya ‘Hayatı anlamaya çalışma çabanızda neredesiniz?’ diye, işte anladığımı bu çocuğa anlatıyorum…

Ne zaman yayınlanacak?
Çok sarktı, mayısta bitebilir gibi bir his var içimde. Ama kesinlikle çok uzatmayacağım.

Kalabalık bir ailede mi büyüdünüz?
Evet…  Yedi kardeşiz. İki yıl önce ağabeyimi kaybettik. Bu kayıptan sonra kardeşlik, aile gibi kavramlara olan bakışım değişti. Belki bu kendimi koruma içgüdüsü. Birbirini her dakika gören, anlayan resmi biraz flulaştırmak istiyorum. Sevdiğin insanların acılarıyla yüzleştiğinde başka bir şey oluyor. Ben yaşayacaksam o sevdiğim insanların acılarını da göreceğim demek. Onları çok seviyorum. Ama bazen “Acaba cami avlusuna mı bırakılsaydım” dediğim de oluyor.

ANLATTIKLARIMI AŞKTAN ÖĞRENDİM

Aşk, size neler öğretti?
Anlattıklarımın çoğunu ondan öğrendim (gülüyor). Çünkü insanın kendini en fazla deştiği yer aşk hikâyelerinin sonuçlarıdır. O ayrılık, hezimet anlarında kendini tanımaya çalışıyor insan. Hikâyelerimin sonlarını, ‘Neden öyle yaptı? Böyle mi olmalıydı?’ gibi hep sorgulamışımdır.  Orası bir okul ve o okulun sınıflarından geçiyorsun. ‘Aşk’ın bugün
beni ben yapan şeylere katkısı çok büyük…

Kaderci misinizdir?
Mesela evden çıktım bir yere yetişmem gerekiyor. Zamanımı ayarlamış ne kadar sürede varacağımı tespit etmişim. Buna rağmen yetişemeyip sonucunda bir şey kaybettiysem mutlaka bir sebebi olduğunu düşünüyorum. Kaderciliğim bu kadar. Çünkü bazı şeyleri asla değiştiremeyeceğimize inanıyorum. Bence kader kalple çok ilişkili. Kalbe ait hislerim bilmediğim bir yerden geliyor. Ben de müdahale etmiyorum.

KAÇIŞ NOKTAM ‘DENİZ’

Beni deniz izlemek çok rahatlatır. Nerede olduğunun hiçbir önemi yok. Denize bakıp saatlerce durabilirim. Mesela sonsuz deniz duygusunu sevmem. Muhakkak karşıda kara görünsün isterim. Ama bazen çıkmaza girdiğimde onu da istemiyorum. Niye bilmiyorum ama o zaman denizin sonsuzluğu beni sakinleştirir. Belki de beni bunalıma sokan duygum değersizleşiyor denizin sonsuzluğunda… Yani kaçış noktam ‘deniz’…

EMİNE BIYIK / AKŞAM İNTERNET SİTESİ

Tüm online kadın giyim fırsatları için tıklayın !

Masko Outlet

Yazar : Editör

Türkiye'nin En Büyük Kadın ve Erkek Portalı                                                              Kadınlar Erkekler | Haberler | Kadın | Erkek | Magazin | Cinsellik | Dekorasyon | Dizi TV | Güzellik |İlişkiler | Sağlık | Yeme içme| Yemek Tarifi |

Yorum Yapmak istermisiniz ?

E-posta hesabınız yayımlanmayacakdır.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*

| Masko outlet | Kuaför Tezgahları | Aksesuar ve Mobilya | Klasik Mobilya |
Yukarı ilerleyin